‘Gezi Parkı’
sonrasında Çözüm nasıl olmalı? #Diyalog
Son 10 gündür Yurt çapında meydana gelen olaylara dair, birçok
Akademisyen, Siyasetçi ve Analist, Gazeteci, Medya organlarında durum tespiti
yapıyor. Biz, İzmir Gençlik Diyaloğu Derneği-İZGED- olarak durum tespitinden
ziyade Çözüm önerileri üzerine
açıklama yapmak istedik. Peki, biz kimiz? Biz, 28 Temmuz 2012 tarihinde 42
farklı Sivil Toplum Kuruluşunu Cinsiyet,
Etnik, Mezhepsel ve dilsel-dinsel ve Siyasi görüşünü, gözetmeksizin Diyalog-Uzlaşı kültürünü yaymak amacıyla
kurulmuş bir Gençlik örgütlenmesiyiz. Örgütlenmemiz henüz sadece İzmir
çapında çalışmalarını sürdürüyor. Ve siz Neden
böyle girişimin içerisine dâhil olduğumuzu sorabilirsiniz.
Çünkü İZGED, Gezi Parkı Eylemlerinin bir çıktısı olabilmesi, Çatışmayı İç Barışa çevirmek adına,
Sivil Toplumun özellikle Gençlerin
Diyalog odaklı İnisiyatif alınmasını istiyor. Çünkü İstanbul Bilgi
Üniversitesi’nin yapmış olduğu araştırmaya göre Gezi Parkı Eylemlerine katılanların yüzde 65’i 18-30 yaş arası gençlerden oluşuyor. Eylemin omurgasını
da 1988-2000 arasında doğanlar olarak adlandırılan Y Kuşağı üstleniyor. Bu kuşağın taleplerini ve düşüncelerini, bu kuşağın kurduğu bir Örgütlenmenin yapmasını
daha doğru buluyoruz.
Gezi Parkı olaylarına katılanlar Y Kuşağı olduğuna göre, öncelikle Y
Kuşağını tanımaya ve anlamlandırmaya ihtiyacımız var sanıyorum. Kuşağın temel
özellikleri; Yenilikçi, İnternet-Sosyal
Ağlara düşkün ve belki de en önemli özellikleri Özgürlükçü olmaları
sayılabilir. Bu kuşağın temel taleplerini anlayabilmek için bazı durum
tespitleri ve beraberinde çözüm önerilerini saymaya çalışacağız.
İlk olarak ifade edilmesi gerekmektedir ki, Samimi ve Barışçıl Protestolar Demokratik bir ülkenin olmazsa olmaz
koşullarından birisidir. Fakat Eylemler sürecinde Kolluk Kuvvetlerinin uygulamış olduğu Orantısız Güç, idari anlamda
ivedilikle soruşturulması gereken bir husustur. Aynı zamanda Eylemcilerin
içerisinde yer alan bazı Provokatörlerin Kamu mallarına zarar verdiği açıkça
gözükmektedir. Unutulmamalıdır ki Eylemciler
içerisine karışan, Provokatörlerin, hem Samimi Eylemcilerin hem de tüm
Vatandaşların Kamusal ve Bireysel Özgürlükler alanını daralttığını da kabul
etmek gerekmektedir.
İkinci olarak 1980 Müdahalesi ile aşamalı olarak son 11 yıldır da,
hızla uygulanmaya başlayan Neo-Liberalizm
toplumda katkılarıyla beraber bazı mağdurlarını da beraberinde
yaratmıştır. Sosyal alandan hızla
çekilmeye başlayan Devlet’in yerini sadece belirli Sermaye gruplarının Sosyal-Kültürel uzantıları doldurmuş,
bu durum belirli bir kesimi ötekileştirmiştir. Serbest Piyasa koşullarının
uygulanması birçok alanda Ekonomik büyümenin önünü açıp Türkiye’yi ilk 20
Ülkenin (G-20 ) arasına dâhil
etmiştir. Fakat son yıllarda yapılan
kapsamlı Reformlar neticesinde dahi, ‘Adil
Dağılım’ ,‘Kalkınma’ ve İnsani Gelişmişlik İndeksine dair OECD, UNDP gibi kurumların
verileri Türkiye’yi ne yazık ki hala ilk 20 içerisine dâhil edebilmiş değil.
Bu durumdan ne yazık ki, en çok Gençler etkilenmiştir. İş-Kur
rakamlarına göre Gençlerin yüzde 20’si
İşsiz, yüzde 15’e yakını da Eğitim sebebiyle İş Piyasası içerisinde yer
almıyor, yine yüzde 10’luk bir kesimde belirli sebeplerden ötürü İş aramaktan
vazgeçmiş durumdadır. Bu sorun
tespitine yönelik çözüm önerimiz, İthalat-İhracat Dengesini normal bir seviyeye
oturtabilecek, Üretim odaklı Kalkınma
Modeli benimseyecek bir Politika üretilmesi gerektiğidir. Bu politikanın
taşıyıcı unsurları da 21.Yüzyıl gerçeklerine uygun bir şekilde İnovatif, Girişimci, Proje üreten Y
Kuşağı olacaktır. Bu açıdan Girişimciliğe
yönelik ayni/nakdi desteklerin daha da artarak tabana yayılması gerektiği
kanaatindeyiz.
Üçüncü olarak Türkiye Demokrasi
tarihi neredeyse 10 yılda bir askeri
müdahaleyle kesintiye uğramıştır. Bu kesinti sebebiyle birçok dezavantajlı
durum bugün Gezi Eyleminde yine karşımıza çıkmıştır. Yine İstanbul Bilgi
Üniversitesi’nin yapmış olduğu araştırmaya göre, Eylemcilerin yüzde 70’i hiçbir
Siyasal hareket içerisinde yer almıyor ve kendisini yakın hissetmiyormuş. Bu
bağlamda görüyoruz ki Karar Alıcı
Mekanizmalara Vatandaş katılımı yetersizdir. Türkiye’de ki GSMH(Gayri Safi
Mili Hâsıla) karşılığında yüzde 26 olması gereken Örgütlülük seviyesi, maalesef
yüzde 4 seviyesindedir. Aynı zamanda
son 10 yıl içerisinde Üniversite sayısı 2 kat artmasına rağmen, Üniversiteler
de ki aktiflik, Kültürel-Sosyal Etkinlikler, Öğrenci Topluluk-Kulüpleri aynı
oranda artış göstermemiştir.
Gelişmiş Ülkelerde Örgütlülük, Katılımcı
Demokrasinin temel şartı sayılmaktadır. Örneğin Almanya’da her 6 kişiye 1
Sivil Toplum Kuruluşu düşmektedir Bu sebeple çözüm önerisi olarak Devlet, Sivil Toplum Kuruluşlarına ayni/nakdi
desteğin yanı sıra Yerel-Ulusal Otoriteleri aracılığı ile Karar Alıcı
Mekanizmalarına aktif katılımların artırılması sağlamalıdır. Bunun için Gönüllülük Programlarının tabana
yayılması, Yöneten-Yönetilen ilişkisinin karşılıklı olarak artırılması için Yönetişim Programlarına destek
verilmesi önem taşımaktadır.
Dördüncü olarak, Eylemlerden çıkartılabilecek en önemli gözlemlerden
birisi de; Ülkemizin birçok kesimi içerisinde barındırmasına rağmen ne yazık
ki, bazı uç kesimlerde karşılıklı olarak Ötekileştirme
ve birbirlerini benzeştirme gayreti
içerisine olmalıdır. Geçtiğimiz yıllar içerisinde ne yazık ki dışlanan
gruplara yönelik Kimliksizleştirme gayreti içerisindedir. Son yıllarda yapılan Demokratikleşme Projesiyle her ne kadar kayda değer ilerlemeler olduysa
da bunun daha geniş tabanlara inmesi gerekmektedir. Bu açıdan Çözüm önerimiz farklı kesimlerin birbirleriyle
etkileşimlerinin daha da artması hayati önem taşımaktadır. Aynı zamanda
farklı kesimlerin kendi kimliklerini tanımlarken kullandıkları üst kimliklerin ve Değerlerin gündelik
Siyasi tartışmalarda yer almaması önümüzdeki dönem Siyasetçileri için bir ders
niteliğindedir. Burada temel kriter, herkesin
Kutsalına saygı duyulması prensibidir. Bunun içinde temel hedef olarak birlikte
yaşama, Hoşgörü ve Uzlaşı yönünde
geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Beşinci olarak, Eylemlere katılan farklı kesimlerin temel taleplerinden
birisi de Bireysel Özgürlük, Özel Alana
yönelik Müdahale olmayacağının garantisinin istenmesiydi. Her ne kadar
Türkiye son yıllarda yapılan Avrupa
Birliği Uyum yasalarıyla beraber bu hususta da adımlar attıysa da yeterli
olmadığı gözükmektedir. Bu sebeple, Türkiye’nin yeniden Avrupa Birliği Kriterlerini
iç düzenlemeyle beraber bir Demokrasi Çıpası olarak görmesi, Hukukun Üstünlüğü, Bireysel Hak ve
Özgürlüklerin korunması, İnsan Haklarının, geniş bir konsensüs ile yapılmış bir
Anayasa ile güvence altına alınması gibi hususlarda kapsamlı Reformlara ihtiyaç
duymaktadır. Burada Dernek olarak her
zaman kullandığımız bir ifadeyi aktartmak istiyoruz. Bizim için Başörtülü bir Vatandaşın uğradığı mağduriyet ile LGBT olan
Bireyin uğradığı mağduriyet arasında herhangi bir fark yoktur. Bu bağlamda
Mağduriyetler arasında Hiyerarşi kurulamaz.
Derneğimiz İzmir başta olmak üzere Ulusal çapta #Diyalog etiketiyle bir Sosyal Medya çalışması yapmayı
planlamaktadır. Bu etiket üzerinden sizin de görüş ve önerilerinizi almak,
hatta bir Bildiriye dönüşen bu metni zenginleştirerek İmza Kampanyası haline getirmek istemekteyiz. İlgi ve alakanız için
teşekkür ederiz Diyalogla Kalın!
İzmir Gençlik
Diyaloğu Derneği Yönetim Kurulu