Sayfalar

9 Haziran 2013 Pazar

İZGED Gezi Parkı Çözüm Önerisi


‘Gezi Parkı’ sonrasında Çözüm nasıl olmalı? #Diyalog
Son 10 gündür Yurt çapında meydana gelen olaylara dair, birçok Akademisyen, Siyasetçi ve Analist, Gazeteci, Medya organlarında durum tespiti yapıyor. Biz, İzmir Gençlik Diyaloğu Derneği-İZGED- olarak durum tespitinden ziyade Çözüm önerileri üzerine açıklama yapmak istedik. Peki, biz kimiz? Biz, 28 Temmuz 2012 tarihinde 42 farklı Sivil Toplum Kuruluşunu Cinsiyet, Etnik, Mezhepsel ve dilsel-dinsel ve Siyasi görüşünü, gözetmeksizin Diyalog-Uzlaşı kültürünü yaymak amacıyla kurulmuş bir Gençlik örgütlenmesiyiz. Örgütlenmemiz henüz sadece İzmir çapında çalışmalarını sürdürüyor. Ve siz Neden böyle girişimin içerisine dâhil olduğumuzu sorabilirsiniz.

Çünkü İZGED, Gezi Parkı Eylemlerinin bir çıktısı olabilmesi, Çatışmayı İç Barışa çevirmek adına, Sivil Toplumun özellikle Gençlerin Diyalog odaklı İnisiyatif alınmasını istiyor. Çünkü İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin yapmış olduğu araştırmaya göre Gezi Parkı Eylemlerine katılanların yüzde 65’i 18-30 yaş arası gençlerden oluşuyor. Eylemin omurgasını da 1988-2000 arasında doğanlar olarak adlandırılan Y Kuşağı üstleniyor. Bu kuşağın taleplerini ve düşüncelerini, bu kuşağın kurduğu bir Örgütlenmenin yapmasını daha doğru buluyoruz.
Gezi Parkı olaylarına katılanlar Y Kuşağı olduğuna göre, öncelikle Y Kuşağını tanımaya ve anlamlandırmaya ihtiyacımız var sanıyorum. Kuşağın temel özellikleri; Yenilikçi, İnternet-Sosyal Ağlara düşkün ve belki de en önemli özellikleri Özgürlükçü olmaları sayılabilir. Bu kuşağın temel taleplerini anlayabilmek için bazı durum tespitleri ve beraberinde çözüm önerilerini saymaya çalışacağız.

İlk olarak ifade edilmesi gerekmektedir ki, Samimi ve Barışçıl Protestolar Demokratik bir ülkenin olmazsa olmaz koşullarından birisidir. Fakat Eylemler sürecinde Kolluk Kuvvetlerinin uygulamış olduğu Orantısız Güç, idari anlamda ivedilikle soruşturulması gereken bir husustur. Aynı zamanda Eylemcilerin içerisinde yer alan bazı Provokatörlerin Kamu mallarına zarar verdiği açıkça gözükmektedir. Unutulmamalıdır ki Eylemciler içerisine karışan, Provokatörlerin, hem Samimi Eylemcilerin hem de tüm Vatandaşların Kamusal ve Bireysel Özgürlükler alanını daralttığını da kabul etmek gerekmektedir.

İkinci olarak 1980 Müdahalesi ile aşamalı olarak son 11 yıldır da, hızla uygulanmaya başlayan Neo-Liberalizm toplumda katkılarıyla beraber bazı mağdurlarını da beraberinde yaratmıştır.  Sosyal alandan hızla çekilmeye başlayan Devlet’in yerini sadece belirli Sermaye gruplarının Sosyal-Kültürel uzantıları doldurmuş, bu durum belirli bir kesimi ötekileştirmiştir. Serbest Piyasa koşullarının uygulanması birçok alanda Ekonomik büyümenin önünü açıp Türkiye’yi ilk 20 Ülkenin (G-20 ) arasına dâhil etmiştir.  Fakat son yıllarda yapılan kapsamlı Reformlar neticesinde dahi, ‘Adil Dağılım’ ,‘Kalkınma’ ve İnsani Gelişmişlik İndeksine dair OECD, UNDP gibi kurumların verileri Türkiye’yi ne yazık ki hala ilk 20 içerisine dâhil edebilmiş değil.

Bu durumdan ne yazık ki, en çok Gençler etkilenmiştir. İş-Kur rakamlarına göre Gençlerin yüzde 20’si İşsiz, yüzde 15’e yakını da Eğitim sebebiyle İş Piyasası içerisinde yer almıyor, yine yüzde 10’luk bir kesimde belirli sebeplerden ötürü İş aramaktan vazgeçmiş durumdadır.  Bu sorun tespitine yönelik çözüm önerimiz, İthalat-İhracat Dengesini normal bir seviyeye oturtabilecek, Üretim odaklı Kalkınma Modeli benimseyecek bir Politika üretilmesi gerektiğidir. Bu politikanın taşıyıcı unsurları da 21.Yüzyıl gerçeklerine uygun bir şekilde İnovatif, Girişimci, Proje üreten Y Kuşağı olacaktır. Bu açıdan Girişimciliğe yönelik ayni/nakdi desteklerin daha da artarak tabana yayılması gerektiği kanaatindeyiz.

Üçüncü olarak Türkiye Demokrasi tarihi neredeyse 10 yılda bir  askeri müdahaleyle kesintiye uğramıştır. Bu kesinti sebebiyle birçok dezavantajlı durum bugün Gezi Eyleminde yine karşımıza çıkmıştır. Yine İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin yapmış olduğu araştırmaya göre, Eylemcilerin yüzde 70’i hiçbir Siyasal hareket içerisinde yer almıyor ve kendisini yakın hissetmiyormuş. Bu bağlamda görüyoruz ki Karar Alıcı Mekanizmalara Vatandaş katılımı yetersizdir. Türkiye’de ki GSMH(Gayri Safi Mili Hâsıla) karşılığında yüzde 26 olması gereken Örgütlülük seviyesi, maalesef yüzde 4 seviyesindedir. Aynı zamanda son 10 yıl içerisinde Üniversite sayısı 2 kat artmasına rağmen, Üniversiteler de ki aktiflik, Kültürel-Sosyal Etkinlikler, Öğrenci Topluluk-Kulüpleri aynı oranda artış göstermemiştir.

Gelişmiş Ülkelerde Örgütlülük, Katılımcı Demokrasinin temel şartı sayılmaktadır. Örneğin Almanya’da her 6 kişiye 1 Sivil Toplum Kuruluşu düşmektedir Bu sebeple çözüm önerisi olarak Devlet, Sivil Toplum Kuruluşlarına ayni/nakdi desteğin yanı sıra Yerel-Ulusal Otoriteleri aracılığı ile Karar Alıcı Mekanizmalarına aktif katılımların artırılması sağlamalıdır. Bunun için Gönüllülük Programlarının tabana yayılması, Yöneten-Yönetilen ilişkisinin karşılıklı olarak artırılması için Yönetişim Programlarına destek verilmesi önem taşımaktadır.

Dördüncü olarak, Eylemlerden çıkartılabilecek en önemli gözlemlerden birisi de; Ülkemizin birçok kesimi içerisinde barındırmasına rağmen ne yazık ki, bazı uç kesimlerde karşılıklı olarak Ötekileştirme ve birbirlerini benzeştirme gayreti içerisine olmalıdır. Geçtiğimiz yıllar içerisinde ne yazık ki  dışlanan gruplara yönelik Kimliksizleştirme gayreti içerisindedir.  Son yıllarda yapılan Demokratikleşme Projesiyle her ne kadar kayda değer ilerlemeler olduysa da bunun daha geniş tabanlara inmesi gerekmektedir. Bu açıdan Çözüm önerimiz farklı kesimlerin birbirleriyle etkileşimlerinin daha da artması hayati önem taşımaktadır. Aynı zamanda farklı kesimlerin kendi kimliklerini tanımlarken kullandıkları üst kimliklerin ve Değerlerin gündelik Siyasi tartışmalarda yer almaması önümüzdeki dönem Siyasetçileri için bir ders niteliğindedir. Burada temel kriter, herkesin Kutsalına saygı duyulması prensibidir.  Bunun içinde temel hedef olarak birlikte yaşama, Hoşgörü ve Uzlaşı yönünde geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Beşinci olarak, Eylemlere katılan farklı kesimlerin temel taleplerinden birisi de Bireysel Özgürlük, Özel Alana yönelik Müdahale olmayacağının garantisinin istenmesiydi. Her ne kadar Türkiye son yıllarda yapılan Avrupa Birliği Uyum yasalarıyla beraber bu hususta da adımlar attıysa da yeterli olmadığı gözükmektedir. Bu sebeple, Türkiye’nin yeniden Avrupa Birliği Kriterlerini iç düzenlemeyle beraber bir Demokrasi Çıpası olarak görmesi, Hukukun Üstünlüğü, Bireysel Hak ve Özgürlüklerin korunması, İnsan Haklarının, geniş bir konsensüs ile yapılmış bir Anayasa ile güvence altına alınması gibi hususlarda kapsamlı Reformlara ihtiyaç duymaktadır.  Burada Dernek olarak her zaman kullandığımız bir ifadeyi aktartmak istiyoruz. Bizim için Başörtülü bir Vatandaşın uğradığı mağduriyet ile LGBT olan Bireyin uğradığı mağduriyet arasında herhangi bir fark yoktur. Bu bağlamda Mağduriyetler arasında Hiyerarşi kurulamaz.

Derneğimiz İzmir başta olmak üzere Ulusal çapta #Diyalog etiketiyle bir Sosyal Medya çalışması yapmayı planlamaktadır. Bu etiket üzerinden sizin de görüş ve önerilerinizi almak, hatta bir Bildiriye dönüşen bu metni zenginleştirerek İmza Kampanyası haline getirmek istemekteyiz. İlgi ve alakanız için teşekkür ederiz Diyalogla Kalın!


İzmir Gençlik Diyaloğu Derneği Yönetim Kurulu